Çok sustum.. Çok.. Öyle böyle değil.. Ne kadar yaşanmışlık yaşanamamışlık varsa o kadar. En çok da aşk kadar sustum! Biliyorum, Hiç yakışmayanı giydim üzerime, Biliyorum, Çok incittim kendimi hüzünlerime, Biliyorum, Ben sustukça çığlıklar yürüdü düşünceme.. Ama nasıl anlatılırdı ki, Yaşamın kıyısından bir misafir edasıyla bakmak, Bir yandan uçurumlara yanaşmak, Öyle yordu ki.. Uzun hayatın özeti: Bitmek zorunda kaldık, Aşkı itmek zorunda kaldık!
Şimdi her yanım tuz kokuyor, İçimde azgın fırtınalar, Yüreğim çarpmaya korkuyor.. Hani, "Gel" deseydi, Ölmek bile olsa karşılığı, Giderdim.. Demedi..
Azlığından değil aşkın, Çokçalığından, Kıyamadı.. Çoktu onun da susmaları, Akıtamadığı yaşlar kadar çok. Ağlamadı, Ağlamıyor, Ağlayacağını da sanmıyorum, Belki de konduramıyor.. Göze.. Yaşı.. Bilinmez.. Neyse işte, Bazı şeyler, Bazı anlar, Bazı hüzünler, Bazı güçler, Sevmekle aşılamıyor.
Yaşayacak zamanımız çoktu, Düşlerimizse yıkık. Yar'a yara olmaktan korktuk. Boynu bükük şimdi aşk dediğimiz masumun, Haksız da değil hani. Çünkü biz; Dedim ya hani.. Bitmek zorunda kaldık, Aşkı itmek zorunda kaldık! Aşk bize göre değildi belki Yittik itildik ama yetinemedik
Bir öksürük parçalıyor ciğerlerimi.. Senin yokluğundan mı, Ya da annemden gizli gizli içtiğim sulardan mı bilemiyorum. Bildiğim tek şey ; bir yokluk deliyor geçiyor yüreğimi..”
Bir dua asılı kaldı dudaklarımın iki yakasında. Çocukluğumu yirmi dokuz harfin gölgesine bağlayıp sustum adının genişliği kadar. Şimdi derinliği sesinin yokluğu kadar olan bir kuyuya sarkıttım mavi düşlerimi. Dudaklarında birikmiş tüm cümleleri suskunluğa ilmekleyip sus öylece. Ölümcül vakalar ekle düşlerinden arda kalan sayfalara. Bakıyorum da senden çok şeyler istemişim. Şimdi yoksun ya ; tenini mi zapt ettim yoksa yaraları düşlerine kirli yüzümle nüfus mu ettim ? Ya da ellerinle büyüttüğün umutlarını mı gasp ettim ?
Söylesene bana, seni sensiz sevmekten öte ne yaptım sana ?
Bir düş öksüz kaldı yüzük parmağımın sensiz yanında. Şimdi ayrılıkla teyemmüm ederken kirli yüzümü uykusuzluğum vuruyor kıyılarıma. Çek beni kuyulardan. Tozlu raflardan indir beni..Siyah beyaz fotoğraf albümlerden sal beni özgürlüğüme...Cam kenarları biletlerimi iade et. Ama tek bir şeyi verme bana; güllere kundakladığım, umutlarla sardığım canım kızımı sakın verme ellerime..
Çünkü ben sensiz iken ölüyüm. Tek bir cümle düşmez dudaklarımdan baharlara. Sal beni bensizliğime.... Bir kırlangıç sürüsüne kat beni... Kavimler göçünden uzun sürsün göçebeliğim.
Dualarımda suç üstü yakalanmış iken çocukluğum, Sal beni cam kenarları özlemlere.. Ve dudaklarındaki suskunluğunla öldürmeye devam et beni. Devşir beni bensizlikle.. Ve durma sakın.. Ellerimle yeşerttiğim düşlere basmaya devam et..
Bakma gözlerimin içindeki gözlerine. Yakma içimde söndürdüğüm bisiklet sevdası çocukluğumun buzdan renklerini... Ve söyleme / Komşumuzun bahçesinden çaldığım erikleri.. Ve dillendirme sakın. Senin için faili meçhul cinayetleri.. Ve saçlarını örmek için gökyüzünden çaldığım gökkuşağı için sakın beni ihbar etme gökyüzüne..
Ve sakın dönme arkana... Bir daha bakarsan ıslak gözlerime, Bu yürek senin yüreğine iltica edecek sen istemesen de..
Sen hala” bendeki senin “ öldüğünün ispatını fırlatsan da yüzüme.. Yüreğimin en çocuksu yanında yaşıyorsun sen.. Adımın üzerini karalasan da, Düşlerimin en temiz yanında nefes alıyorsun sen..
Farkındayım..Ben sende öldüm..Ya da öldürüldüm.. Ama yüreğimin iç cebinde bir resmin, Ellerimin arasında mor bir tespih ile Sen hala bana kanıyorsun… Kanadıkça cümlelerim, Yüreğimin en çöl yanına kök salıyorsun.. Ve bir düş içime kök saldıkça, Avuçlarımın semaya dönen yüzünde bir dua olup Bir Elif miktarı büyüyorsun bende…
Lâle, kelime olarak ele alındığında Arapça "Allâh" lâfzına âit harfleri taşımakta olduğu görülür. Eğlâl kelimesi de "lâle" kökünden gelir. Eğlâl ise Yâsin Sûresi'nde "eğlâlen" şeklinde geçmektedir. Manası ise; "boyunduruk"tur.
Lâlenin harfî manası "hilâl"e de ulaşmaktadır. Onlar semâdaki hilâlin parıltılarıyla yol alır, yıldızlarla semaya dururlar. Bir semâzenin en makro hâlidir, hilâli çevreleyen yıldızlar…
Lâlenin ebced hesabı 66'dır. Altmış altı "Elhamdülillâh"a denk gelir . Onlar o hayret makamının coşkusuyla yaşadığı istiğrak hâline hamdederek "Elhâmdülillâh" derler.
Lâlenin içi kömür gibidir. Ancak dıştan görünmez. Dışı ise içinin tam tersine pasparlak, canlı ve rûha sekînet verici bir görünüme sahiptir. Onun bu hâli tıpkı bağrı yanık bir dervişin mütebessim nûr hâleli yüzüne benzer. Lâlenin renkli yapraklarının yukarıya doğru olması da tıpkı bir dervişin duâ edişindeki edâyı andırır. Zira derviş bu hâl ile sırât-ı müstakîm üzere olmayı murâd etmiş ve ifrat-tefrit noktalarını törpüleyerek hakîkate, yani istikâmete ermiştir. Ve tıpkı lâlenin derûnundaki siyahlığı göstermemesi gibi o da içinde yaşadığı yanış halini gizlemiş ve kendine her nazar edene o güzel rengini sunarak ona ferahlık vermiştir
Ey Gönül! Cânına üflenen nefhayla yan da kavrul! Amma lâle gibi ol ki, hâlinden sadece "yâr" haberdâr olsun. Öyle ki, Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- ümmeti için gönlü dâim hüzne gark olurken dahî, yüzü her lahzâ beşûş (mütebessim) idi…
Yitik bir kentin ıssız bir sokağıyım şimdilerde.. Bütün terkedilmişlikleri solumaktayım sonuna dek.. Buğulu cam arkalarında sevdayla bekleyen hasret dolu gözler nerde..? Üzerinde bütün ardında bırakılmışlıkları alın yazısı gibi taşıyan kurumuş güller inan hala yerli yerinde…
İçimden, taa derinden bir sen terket(e)medin beni.. bir de yağmurlar.. Bütün ıskaladıklarıma ve ıslaklığıma rağmen devam ettiler aralıksız, gönlüme inşirah veren dualarıyla.. yağmaya, yağdırmaya.. Gözlerimden süzülen şebnemleri de kattılar kervanlarına.. Ve rahmetle sırılsıklam olmuş kaldırımların sessiz çığlıklarını da bastım bağrıma..
Hani binbir melek eşliğinde iniyorlar ya yağmur taneleri.. Gözlerinde ki ve gönlündeki gözyaşı tanelerini silmeyi bu denli arzulamam, bu sebeptendi belki… Sen boşver benim gözlerimdekini ve boşver gözbebeklerimdeki “sen”i…!!